Ana içeriğe atla

Bıkmadık mı Şu Okul Müsameresi Tadında Kınalardan?



 Yeniden merhaba,

Uzun zamandır hakkında yazmak istediğim bir konu var ki ilk içeriğimi bununla ilgili üretmezsem olmazdı... Konumuz "yeni nesil kına geceleri".  Öncelikle bu yazıdaki tüm kelimelerin kendi fikrim olduğunu ve kimseyi zan altında bırakma niyetim olmadığını belirtmek isterim. Görselde de anlayacağınız gibi kişilik haklarına saygım var. (Kızların yüzü bu nedenle nur gibi parlıyor 😅)

Gelelim konumuza... Evet, malumunuz son yıllarda gittikçe yaygınlaşan, masrafları neredeyse bir düğün ile eşdeğer olan ancak buna rağmen hiçbir özgünlüğü kalmamış ve herkese tek tip paket program şeklinde uygulanan kına geceleri var... Instagramda neredeyse metre kareye bu konu ile ilgili 100 gönderi düşer oldu. Düğün sezonu yavaş yavaş başlarken ben de bu konudaki fikirlerimi yazmak isterim. 

Önce kendi hikayemden bahsedeyim. Evleneli 2 yıl oldu ve ben evlilik sürecinde adı "gelenek" olan ama aslında popüler kültürle özdeşleşmiş ve gösterişten başka hiçbir işe yaramayan birçok adete şiddetle karşı çıktım. Bakın dikkatinizi çekerim adetlere değil adet adı altında insanlara yedirilmeye çalışan tüketim çılgınlığı ve anlamsız gösterişe... Bu nedenledir ki asla ama asla etrafımda tanımadığım 4 kızın döndüğü, benim de ortalarında 23 Nisan gösterisine son anda katılmış çocuk gibi kaldığım bir kına gecesi istemedim. Öyle ki evlilik öncesinde katıldığım bir düğünde ilk kez gördüğüm (o aralar yeni moda olmaya başlamıştı) "duvak dansı" beni dehşete düşürmüştü. (Şarkı kulağınızda çınladı mı?)

Ben, Hint kültürünü küçüklüğümden beri çok severim. Sanırım bunda babamın çocukluğumda orada çalışması ve her gelişinde bana cam bilezikler, sariler ve o kültüre ait rengarenk takılar getirmesinin etkisi büyük. Bu nedenle de kına gecemi kafamda hep bir Hint Düğünü konseptinde yapmayı planlamıştım. Kendi içimizde eğleneceğimiz, farklı bir kültürün esintilerini kendi "has" geleneklerimizle birleştireceğimiz muazzam bir konseptti. Fakat yapabildim mi? Hayır. Yapamayışımın birçok nedeni vardı ki bunlardan ilki elbette maddi nedenlerdi. Kına için kiralamak istediğim mekanlar bana düğün salonu için verdiğim paranın yarısından fazla bir rakam söyleyince tabi ki bu bana anlamsız geldi. İkinci nedenim tüm şiddetini üzerimizden çeken pandeminin benim düğünümün olduğu ayda yeniden hortlaması ve neredeyse tüm arkadaşlarımın ya da çocuklarının covid olması ve düğüne katılamamasıydı. (Arkadaşlarım yoksa neden kına yapayım ki?) Üçüncüsü de bu iki neden birleştiğinde "e zaten düğün yapacağız, orada eğleneceğiz bir de kına için arkadaşlarım da yokken dünyanın masrafını mı yapayım?" düşüncesinin beni sarmasıydı. Her neyse neticede kına yapmadım. Bana şunu diyenler oldu "e evde yap o zaman." Evde yapmak istemedim çünkü evimiz kalabalık için müsait değildi ve ben şu çok geleneksel "kınayı getir aney" konseptli kınalardan pek hoşlanmam. Yani hayallerimin konsepti yoksa yüksek yüksek tepeler çekemem dedim ve kına yapmadım. (Pişman değilim.) Ay bu arada kına yapmayacağımı öğrenen kayınvalidemin "Hiç mi yapmayacaksın?" şeklinde 250 gr bile olsa kına gecesi arayışını hiç unutmayacağım. 

Evet hikayemi özetledikten sonra gelelim şu günümüz müsamere tadındaki kına gecelerine. Evet bu bir sektör ve bu sektörde birçok kişi ekmek yiyor. Bunu kabul ediyorum ama bizim kendi kültürümüzdeki kına geceleri ne ara bu hale geldi? Her köşe başında 4 revü kızı ve 1 gelinden oluşan müsamereler görmekten bana şahsen gına geldi. Diyeceksiniz ki "seven seviyor tasası sana mı kaldı?" belki haklısınız da ama Seda Sayan'ın da dediği gibi "sen seversin sevmezsin beni ilgilendirmez." çünkü ben toplumsal bir yozlaşmayı göz önüne sermek istiyorum.

Etrafımda o kadar çok evlenecek çift var ki, hepsinde özellikle de gelinlerde duyduğum kalıp bir cümle var: "herkes yapıyor, ben de istiyorum." İşte yozlaşma tam da bu cümle ile başlıyor. Bu sadece kına için geçerli değil evliliğin her aşamasında bunu sık sık duyuyorum ve maalesef evlilik sürecini zora koşan şeyler bu cümle ile başlıyor. Konumuz kına olduğu için ben buradan devam edeyim istiyorum. Öncelikle herkes ile aynı olmak ne zamandan beri iyi bir şey oldu anlamış değilim. Özgün olmak, kendi fikirlerimizi, hayallerimizi hayata geçirmek nasıl bu kadar önemsizleşti hayret! Herkes bir tek tip olma peşinde. İşte bu müsamereler de bundan çıktı. Herkes işin kolayına kaçıp dünya paralar harcayıp ötekiyle aynı oluyor. Aynı kaftanlar, aynı kızlar, aynı şarkılar, aynı danslar... Hele bir de dans edemediği halde o 4 kızın arasında utana sıkıla hareket etmeye çalışan gelinler var ki aman aman... Peki neden? İşte biz buna popüler kültür etkisi diyoruz. Tıpkı Instagramda etkileşim artıran popüler müzikleri duymaktan gına geldiği gibi bunlardan da artık insanlara gına gelmesini bekliyorum...

Peki ne yapalım? Kına mı yapmayalım? Hayır asla... Yapmak isteyen herkes evlilik sürecinde istediği şeyi yapsın ama "Özgün" olsun. Benim derdim bu. Kına dediğin evde 5-10 kişiyle de yapılır. Mevsimi müsaitse güzel bir bahçede de olur. İlla altın varaklı salonlarda 1-2 saat tahta oturmak şart mı? Bir de bu işin maddi boyutu var. Arz talep meselesiyle salon fiyatları uçtukça uçuyor. Basit bir şey yapmak isteyenler bile bu popüler kültür esintisi ile onbinlerce lirayı salon kirasına vermek zorunda kalıyor. Ek olarak durumu olmayan insanlar sırf "bir kere evleniyorum" kaprisi ile (evet bu sadece bir kapris benim gözümde) yıllarca ödemek zorunda kalacakları borçların altına giriyor.

Demem o ki sevgili dostlarım, yapmayın! Bu kültürün esiri olmayın. Sosyal medyadaki sahte hayatlara özenmeyin. Sizin 3-4 saat onlar gibi olma hevesiniz yine size zarar. Ha parası olan vardır amenna güle güle harcasın ama bunu yaparken bile başkalarına benzemesin. Şu duvak dansını, kına kızlarını, duymaktan baygınlık geçirdiğimiz müzikleri artık sahalardan silelim. Farklı şeyler talep edelim ki organizasyon firmaları da fabrika çıkışı paketlerini güncellesin, yaratıcı olsun biraz. 

Bilme siz ne düşünüyorsunuz ama (yorum yazabilirsiniz çok memnun olurum) benim günümüz kına geceleri ile ilgili fikrim bu. Bizzat kına gecesi yapmamış biri olarak fikirlerimi söyledim. Eksikliğini hissetmedin mi derseniz hayır hiç hissetmedim. Düğünden önceki gece annem ben ve kız kardeşim evimizde oturup kahvelerimizi içtik, güldük eğlendik... Bana bu da yetti. Ha sorarsanız "hayalindeki konsepti yapabilseydin de yapmaz mıydın kına?" diye elbette ki hayalimi gerçekleştirmek için yapardım. Ama amacım kına gecesi yapmaktan ziyade sevdiklerimle birlikte farklı bir konsept içeren güzel bir anı yaşamak olurdu. 

Özetliyorum dostlar: Hayalleriniz herkesle aynı olmak, "o yaptı benim neyim eksik" diye aynı tiyatroda farklı sahnelere çıkmak olmasın. Farklı olun. Bütçeniz elverdiğinde bir şeyleri yapın. Her ne derseniz deyin "elaleme ayıp olur, elalem ne der" diye bir şeyler yapmayın. Bakın hala erkek tarafı benim kına yapmayışıma şaşırır. Eleştirel anlamda değil, bu zamanda istemem diyen bir gelin tuhaf geldiği için. Ama ben onlar bunlar ne der demeden kendi isteğimi ön plana aldım. Çünkü bu benim düğünümdü. Ha düğün istemiş miydim? Hayır! Peki neden yaptım? Artık o da başka bir yazıya kalsın... 

Sürç-i lisan ettiysem affola... Kınası düğünü olanlara şimdiden mutluluklar. Varsa fikirleriniz, yorumlara beklerim... 

Sevgiyle, sağlıcakla kalın...

Papatya

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tanışalım mı?

 Herkese selam... Uzun zamandır hayata geçirmeye çalıştığım blogum için bugün ilk adımı atmaya karar verdim. "Blog mu kaldı Allah aşkına" diyenler olacaktır elbette, bunu ben de çok düşündüm ama içimdeki yazma aşkını yansıtabileceğim başka bir çözüm bulamadım.  İlk yazıda tanışalım istiyorum. Daha doğrusu bu yazıları yazan kimdir nedir diye merak edenler için eğlenceli bir özgeçmiş bırakayım diyorum. Öncelikle şunu bilmenizi isterim ki gizliliği severim. Bu nedenle gerçek ismimi cismimi açıklamayı düşünmüyorum. (Gerçi belli olmaz bakarsınız çok ünlü olur şöhrete kapılır açıklarım 😀) Şaka bir yana siz beni Papatya olarak bileceksiniz. Kendime bulduğum mahlasım bu. Neden Papatya diyenlere de basit bir cevabım var: çünkü papatyaları severim. Gösterişsiz güzellikleri vardır ama asla sıradan değildir. Bahar geldiğinde yeryüzünü çok daha güzel bir hale getirirler... Buraya kadar tamamsak, şimdi gelelim Papatya kimdir nedir sorusunun yanıtına. Efendim, Papatya bir kadındır ve malum...

Çocuk Düşünmüyor musunuz?

  Herkese merhaba; Bugünün konusu biraz ağır. O nedenle şimdiden bu yazı içerisinde dolaylı yoldan adı geçen, kendisinden bahsedilen ve hakkında ağır konuştuğum kimseden özür dilemediğimi belirteyim. Öyle ki bu sözlerimi denk gelip yüzünüze söyleyeceğim anları hevesle bekliyorum. Girizgahta isyanımı kustuğuma göre gelelim asıl meselemize...  Farkında mısınız bilmiyorum ama hayatlarımız kocaman bir sorgu odası... "Sınavı kazandın mı?, Nereyi kazandın?, Okul ne zaman bitiyor?, Hayatında kimse var mı?, Nişan ne zaman?, Düğün ne zaman?".... Özellikle de akrabalar tarafından bu soruların ardı arkası kesilmez. Herkes üzerine vazife olmadığı halde, çoğu zaman "iyilik" kisvesi altında bu soruları sorar da sorar... İyilik kisvesi diyorum çünkü maalesef çoğunlukla kimsenin niyeti o kadar da iyi değilidir. Üstelik biz bu sorulara delirirken anne babalarımız bize "aaa ama halan/teyzen/dayın/amcan/nenen seninle ilgilendiğinden soruyor" diye en ufak kaş kaldırmamıza müs...

Cicim Ayı Evliliğin İlk Yılından Sonra Başlar...

Selamlar! Evliliğimin ikinci yılını geride bırakırken, yeni evlenecek ya da henüz evlililiğinin ilk yılında olan insanlar için birkaç satır yazmak istedim. Özellikle bu konuyu seçtim çünkü bu konu benim için çok önemli. "Keşke evlenmeden önce bilseydim" diyebileceğimiz birçok şey olabiliyor tabi ki ama bence bu en önemlisi:  "Evlendiğinizde ilk bir yıl asla cicim aylarınız değildir ve muazzam bir saadet beklemeyin!" Bu cümleyi aklınıza kazıyın ve ne kadar doğru olduğunu okudukça anlayın. Öncelikle bu benim cümlem değil. Cümlenin orijinali de bu değil. Cümlenin hikayesiyse şu; Düğünüme yaklaşık 2-3 ay var. Heyecanlıyım, mutluyum... Yaş 34... Köprüden önce son çıkış misali (kime göre neye göre tabi ama) son anda koca bulmuşum :D Çok da seviyoruz birbirimizi. Bizimki yakın hatta çok yakın arkadaşlıktan ilişkiye dönme. Şanslı sayıyoruz kendimizi. Evlenmek bizim için çocuk oyuncağı yani... Her neyse uzatmayayım. Bir akrabamızın evine yemeğe gittim. Pek de hoşlanmam kendi...