Ana içeriğe atla

Nerede O Eski Ramazanlar?



Şöyle 90'larda çocuk olmuş da büyüklerinden "nerede o eski Ramazanlar?" hayıflanmasını duymayan var mıdır acaba? O eski Ramazanları yaşayamadık ama hikayelerini çok duyduk... Ama Yeşilçam'ın etkisi ama izlediğimiz başka dizi ve filmler eski Ramazanlar denilince bende hep şu şarkıyı canlandırır. Belki yazıyı okurken dinlemek istersiniz :)

Gelelim şu eski Ramazanlar meselesine... Sahi neredeler? Hadi o anneannelerimizden dedelerimizden dinlediklerimiz şöyle bir yana dursun bizim çocukluğumuzdaki Ramazanlar neredeler?

30'larında bir kadın olarak kendi çocukluğumdaki Ramazanları arıyorum yalan yok. Bazılarınız "yaşlanıyorsun" diyebilir ama katiyen kabul etmiyorum. Benim derdim değerlerimizi kaybetmenin üzüntüsü. 

Şöyle bir etrafıma bakıyorum da şehirlerin belli başlı noktalarına açılan birkaç Ramazan panayırından başka Ramazan ruhu kalmadı. Oysa yılbaşında neredeyse tüm şehir çamlarla, ışıklarla, Noel Baba figürleriyle ve geyiklerle süslenmiyor mu?

Aman yanlış anlamayın öyle çam ağaçlarına saldıracak, süsleyenlere "dinden çıktılar" diyen kesimden değilim. Herkesin inancına, görüşüne saygım var elbette. Ama madem ki yeni yıl evrensel bir değerse, Ramazan'da bugün dünyanın birçok yerinde önemli bir ay değil mi?

Şimdi burada "çoğunluğu Müslüman bir ülke..." diye başlayan geyiklere de girmeyeceğim. Ama Ramazan inanç açısından olmasa bile (ki bence inanç açısından ama) en azından kültürel bir değer olarak ülkemizin önemlilerinden değil mi?

Mesela bir AVM'de gördük mü hiç Ramazan ruhunu yansıtan süslemeler? Büyük kandiller, led ışıklar, şöyle  fuaye alanlarına kurulmuş Ramazan ruhunu yansıtan birkaç ikram hadi geçtim satış alanı falan? Ben görmedim ama görmek de isterdim. Sonuçta bugün bırakın yılbaşını sevgililer gününde bile her yer kalplerle süslenmiyor mu?

Arz talep meselesi midir yoksa böyle dini günlere önem vermenin "gericilik" olarak adledilmesinden midir bilmem gittikçe yok oluyor böyle şeyler...

Aslında her şey evlerimizde başlıyor bence. Mesela ben "popüler kültür" olmasının dışında gerçek manada Ramazan geldi diye evini süsleyen görmedim. Şimdi bana "aman efendim süsleme gavur adetidir, biz onlara benzemeyiz" diyenler de olacaktır. Fakat ben de derim ki madem benzemek istemiyoruz o halde hiç değilse muhalefet için yapalım. Çocuklarımıza, gençlerimize Ramazan'ı en az yılbaşı kadar sevdirmek için yapalım.


Kimse kimsenin ibadetine karışmasın amenna. Ama en azından o ruhu sevdirelim. Bugün bir çocuk, yılbaşı çamı süslemek istediğinde, sokakta ya da okulunda bunları gördüğünde özenip evinde bu süslemeyi istediğinde anne babasından "bizde olmaz öyle şeyler!" diye bir azarla karşılaşıyorsa (ki çok gördüm böyle şeyler) bu hassasiyetle "bizim süslememiz Ramazan'da olur, bayramda olur" demeyelim mi?

Ramazan'a özel led ışıklar etiketler, süslemeler o kadar çok ki. Ev için tabi. Alsak, assak evlerimize, güzel bir ruh yaşatsak hanelerde? Ramazan oruç tutulan evler için, iftara kadar öfkeli, iftardan sonra ağırlık çökmüş, sahur vakti uykusuz ve huysuz insanların olduğu ortamlar yerine neşeli ve cıvıl cıvıl olsa? Her ev böyle mi değil tabi ama bunlar da yok değil maalesef.

Kaybettiğimiz değerler açısından baktığımız da bir de şey var mesela; eskiden yani benim lise çağlarımda oruç tutmayan birçok insan vardı ama ben sokakta yiyip içen kimseyi görmezdim. Çok nadirdi belki ama bu kadar aleni değildi. Saygı duyardık. Saygı duyulması gerektiğini öğrenerek büyümüştük çünkü. Bugün geldiğimiz noktada iş "bana mı tutuyor orucu o da nefsine sahip çıksın" cümlesine geldi... Ne acı...

Nerede o eski Ramazanlar bilmem... Geri gelmeyeceği de aşikar... Ama acaba bizler yeni Ramazanlar inşa edebilir miyiz? Kimse kusuruma bakmazsa; arada kaybettiğimiz bir nesil var. Adına Z kuşağı deniyor. Bazılarına göre ne istediğini bilen, akıllı, tuttuğunu koparan bir nesil falan ama bana göre tamamı olmasa da birçoğu kayıp, manevi (sadece dini değil) değerleri olmayan, saygısız ve narsist insanlardan oluşan bir nesil. Hadi bunlar için çok geç de acaba biz toplum olarak bir sonraki nesli kurtarabilir miyiz?

Aslında mesele sadece Ramazan değil. Mesele Türk toplumu olarak bir bir kaybettiğimiz değerler. Bazı kesimler arasında açılan uçurumlar. Kutuplaşma. Ötekileştirme... Bugün Ramazan, yarın Kurban Bayramı bir sonraki gün Cumhuriyet Bayramı... Değerlerimize sahip çıkmak ve bunları hakkıyla yaşatmak lazım gelir. Yoksa birileri oruç tutmuş tutmamış, açık alanda yemiş yememiş, Ramazan diye evler, sokaklar süslenmiş süslenmemiş değil mesele...

Bilmem derdimi anlatabildim mi? Anlayanlara selam olsun, anlamayanların canı sağ olsun...

Hayırlı Ramazanlar... 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tanışalım mı?

 Herkese selam... Uzun zamandır hayata geçirmeye çalıştığım blogum için bugün ilk adımı atmaya karar verdim. "Blog mu kaldı Allah aşkına" diyenler olacaktır elbette, bunu ben de çok düşündüm ama içimdeki yazma aşkını yansıtabileceğim başka bir çözüm bulamadım.  İlk yazıda tanışalım istiyorum. Daha doğrusu bu yazıları yazan kimdir nedir diye merak edenler için eğlenceli bir özgeçmiş bırakayım diyorum. Öncelikle şunu bilmenizi isterim ki gizliliği severim. Bu nedenle gerçek ismimi cismimi açıklamayı düşünmüyorum. (Gerçi belli olmaz bakarsınız çok ünlü olur şöhrete kapılır açıklarım 😀) Şaka bir yana siz beni Papatya olarak bileceksiniz. Kendime bulduğum mahlasım bu. Neden Papatya diyenlere de basit bir cevabım var: çünkü papatyaları severim. Gösterişsiz güzellikleri vardır ama asla sıradan değildir. Bahar geldiğinde yeryüzünü çok daha güzel bir hale getirirler... Buraya kadar tamamsak, şimdi gelelim Papatya kimdir nedir sorusunun yanıtına. Efendim, Papatya bir kadındır ve malum...

Çocuk Düşünmüyor musunuz?

  Herkese merhaba; Bugünün konusu biraz ağır. O nedenle şimdiden bu yazı içerisinde dolaylı yoldan adı geçen, kendisinden bahsedilen ve hakkında ağır konuştuğum kimseden özür dilemediğimi belirteyim. Öyle ki bu sözlerimi denk gelip yüzünüze söyleyeceğim anları hevesle bekliyorum. Girizgahta isyanımı kustuğuma göre gelelim asıl meselemize...  Farkında mısınız bilmiyorum ama hayatlarımız kocaman bir sorgu odası... "Sınavı kazandın mı?, Nereyi kazandın?, Okul ne zaman bitiyor?, Hayatında kimse var mı?, Nişan ne zaman?, Düğün ne zaman?".... Özellikle de akrabalar tarafından bu soruların ardı arkası kesilmez. Herkes üzerine vazife olmadığı halde, çoğu zaman "iyilik" kisvesi altında bu soruları sorar da sorar... İyilik kisvesi diyorum çünkü maalesef çoğunlukla kimsenin niyeti o kadar da iyi değilidir. Üstelik biz bu sorulara delirirken anne babalarımız bize "aaa ama halan/teyzen/dayın/amcan/nenen seninle ilgilendiğinden soruyor" diye en ufak kaş kaldırmamıza müs...

Cicim Ayı Evliliğin İlk Yılından Sonra Başlar...

Selamlar! Evliliğimin ikinci yılını geride bırakırken, yeni evlenecek ya da henüz evlililiğinin ilk yılında olan insanlar için birkaç satır yazmak istedim. Özellikle bu konuyu seçtim çünkü bu konu benim için çok önemli. "Keşke evlenmeden önce bilseydim" diyebileceğimiz birçok şey olabiliyor tabi ki ama bence bu en önemlisi:  "Evlendiğinizde ilk bir yıl asla cicim aylarınız değildir ve muazzam bir saadet beklemeyin!" Bu cümleyi aklınıza kazıyın ve ne kadar doğru olduğunu okudukça anlayın. Öncelikle bu benim cümlem değil. Cümlenin orijinali de bu değil. Cümlenin hikayesiyse şu; Düğünüme yaklaşık 2-3 ay var. Heyecanlıyım, mutluyum... Yaş 34... Köprüden önce son çıkış misali (kime göre neye göre tabi ama) son anda koca bulmuşum :D Çok da seviyoruz birbirimizi. Bizimki yakın hatta çok yakın arkadaşlıktan ilişkiye dönme. Şanslı sayıyoruz kendimizi. Evlenmek bizim için çocuk oyuncağı yani... Her neyse uzatmayayım. Bir akrabamızın evine yemeğe gittim. Pek de hoşlanmam kendi...